Ellerine Sağlık, Kesene Bereket

Bir sofrada duyduğumuz sıradan bir teşekkür gibi görünür: “Eline sağlık, kesene bereket.”
Oysa bu cümle, nesiller boyu taşınmış küçük bir duadır.
“Eline sağlık” derken aslında sadece bir yemeği değil, bütün emeği kutsarız.
Hamuru yoğuran, çayı demleyen, kalemi kâğıda değdiren, tuğlayı üst üste koyan bütün elleri…
El, emeğin sembolüdür ve sağlık dilemek, o emeğin sürmesi için edilen en saf duadır.
Ardından gelen “kesene bereket” ise hayatın diğer yüzünü hatırlatır: Para, geçim, kazanç. İnsan elinin değdiği her şey kadar kesesinin içi de korunmaya muhtaçtır. Bereket, sadece çoğalma değil; yetebilmenin, paylaşabilmenin adıdır.
Bu iki söz birleştiğinde ortaya sadece bir teşekkür değil, toplumsal bir hafıza çıkar.
Köylerde imeceye katılan komşuya, şehirde sana bir çay ısmarlayan dostuna, kitabını paylaşan arkadaşa aynı cümleyle karşılık verirsin. Çünkü hepimiz biliriz ki emek de para da, sağlık da bereket de kaybolmasın diye söylenir bu söz.
Aslında fark etmeden birbirimize dua ediyoruz.
Bir yemek sonrası, bir kahve molasında, bir satır yazıda…
Eller yaşasın, keseler dolsun, hayat bereketli olsun diye.





