Gazozun Üç Hali
Çocukluğumuzda gazoz sadece bir içecek değildi; adeta bir elementti. Tıpkı maddenin üç hâli gibi, gazoz da üç hâlde yaşardı hayatımızda: beyaz gazoz, sarı gazoz ve kara gazoz.
Beyaz gazoz, günümüzde sade gazoz diye bilinen, şeffaf ve masum olanıydı. Köpüğü bol, şekeri kıvamında, yazın terleyen bir çocuk alnını serinleten ilk yudumdu. Anneannelerin “bir zararı yok” diyerek içirmeye razı olduğu yegâne gazozdu.
Sarı gazoz, portakal aromalı olanıydı. Enerjik, afacan ve biraz da şımarıktı. Rengiyle yaz güneşini hatırlatır, çocuk kalbinde sanki C vitamini içeriyormuş hissi yaratırdı. Mahalle maçlarından sonra paylaşılan bir şişe sarı gazoz, dostluğu köpürtürdü.
Kara gazoz ise en gizemli olandı. Genelde kolalı olurdu. Büyüklerin içtiği, çocuklara “fazla içme, çarpıyor” denilen karanlık taraf. Kara gazoz, büyümenin eşiğinde dururdu. Her yudumu sanki çocukluktan uzaklaşmanın bir adımıydı.
Bizim için gazoz, market raflarında sıralanmış şişeler değil, bir dönemin duygusal renk haritasıydı. Beyaz umutları, sarı neşeleri, kara ise merakı ve gizemi temsil ederdi.
Şimdilerde hepsi tek tipleşti. Ambalajlar parlak ama ruhsuz. Ne köpüğü o köpük, ne yudumu o yudum… Bizim gazozlarımız ise hâlâ belleğimizde üç hâlde dolanıyor: şeffaf bir tebessüm, turuncu bir sevinç ve koyu bir özlem gibi.






