Röportaj
“Bu Sitede Her Şeyin Bir Hikâyesi Var”
— El emeğiyle hazırladığınız kitaplar, fanzinler, kartpostallar, posterler… Hepsi ayrı birer parça gibi görünüyor ama aralarında görünmez bir bağ var sanki?
Evet, aslında hepsi aynı evrenden geliyor. Bu siteyi kurarken sadece ürün satmak değil, bir anlatı dünyası ve ailesi inşa etmek istedim. Tüm ürünlerimiz aynı evrenden besleniyor. O evren, karakterlerimizin yaşadığı, düşündüğü, umut ettiği bir yer. Sapiens Dayı, TERLIX, Aksakal Dede, Gezgin Yazar, Alfabe Yiyiciler… Hepsi bu ortak evrenin çocukları. Her biri farklı bir dili konuşsa da aynı hikâyeye hizmet ediyor. Karakterlerimiz — Sapiens Dayı’dan Gezgin Yazar’a, Alfabe Yiyiciler’den TERLIX’e kadar kimi zaman bir çocuk kahraman, kimi zaman yaşlı bir bilge ya da görünmeyen bir anlatıcı — her biri bu ailenin doğal bir üyesi, tüm ürünlerin içinde yaşıyorlar, bu bilinçle hareket ediyorlar. Her fanzin, her çizgili roman ya da her poster, onların evreninde bir iz, bir belge. Yalnızca kendi hikâyelerini yaşamıyorlar, diğerlerinin hikâyesine de destek veriyor, birlikte büyüyorlar.
— Yani her ürün, bu anlatı ailesinin bir parçası?
Kesinlikle. Bir fanzin, bir kartpostal ya da çizgili roman… Bunların her biri, karakterlerin yaşadığı dünyanın bir uzantısı. Ürünler onların evreninde anlam kazanıyor. Sadece bir hikâye anlatılmıyor burada; hikâyeler birbiriyle konuşuyor, dayanışıyor, yeni yollar açıyor. Onlar yazıyor, onlar çiziyor, onlar anlatıyor. Ürünler onların dünyasında var olmak zorunda. Bu nedenle, basit bir kitap ayracı bile bir kahramanın güncesinden kopmuş bir cümle olabilir. Her şeyin bir bağlamı, bir kökü var burada.
— Bu bakış açısı üretim sürecinize nasıl yansıyor?
Her ürün bir davettir. Okura, izleyiciye, hayal ortağımıza… Diyoruz ki: “Bu sadece bir kitap değil, bu evrenin yeni bir sayfası. Katılmak ister misin?” Çünkü biz sadece üretmiyoruz. Anlatıyoruz, çağırıyoruz, paylaşıyoruz. Ve biliyoruz ki evren ancak paylaştıkça büyür.
— Peki bu evrende kimler var?
Kim derseniz, belki tanırsınız: Sapiens Dayı, Alfabe Yiyiciler, Gezgin Yazar, Aksakal Dede, TERLIX… Hepsi zamanla ortaya çıktı. Bu karakterler sadece anlatılmıyor, yaşanıyor. Ve yaşadıkça yeni ürünler doğuruyorlar. Bu yüzden burası bir dükkândan çok, yaşayan bir hikâye alanı.
— Karakterler arasındaki bu bağ, okuyucuya nasıl yansıyor?
Okuyucu da bu evrenin bir parçası oluyor. Çünkü her karakter, okura bir kapı aralıyor. O kapıdan içeri giren herkes, bu anlatı ailesinin yeni bir üyesi hâline geliyor. Bizim işimiz sadece ürün üretmek değil, hikâyeye ortaklık çağrısı yapmak.
— Peki ya sitenin adı: “SimitGazozEdebiyat”?
Bir dükkân isminden çok daha fazlası. Yine SimitGazozEdebiyat, o evrenden çıkan bir ses aslında. Sıcacık bir selam. “Yolun düşerse uğra” diyen bir kapı eşiği. Çünkü bu evren, misafiri seven bir yer. Ve misafirliğin hiç bitmediği bir anlatı yolculuğu burası.
— Son olarak, bu siteyi tek bir cümleyle anlatmak gerekse?
“Simit Gazoz Edebiyat” sadece bir mağaza adı değil, evrenin kendine çağıran sesi, sana da yerimiz var demesi. Çünkü burada her şey bir anlatıyla başlar. Ve her anlatı, bir sonraki el emeğiyle devam eder.






