Gökyüzünden Çöp Yağmasın

Çöp Yağmurlu Sabah
Pencereyi açtığımda sessizlik vardı. Sokak, insan sesinden yoksun ama insanın bıraktığı izlerle doluydu. Gökyüzünden, kar yerine, yağmur yerine; buruşturulmuş kâğıtlar, ezilmiş teneke kutular, şeffaf naylon torbalar, yarısı dolu plastik şişeler süzülüyordu.
Rüzgâr, çöpleri dans ettiriyor; kimi kaldırıma çarpıp sekerek yoluna devam ediyor, kimi ağaç dallarına takılıp bir bayrak gibi dalgalanıyordu.
Bu manzara bir rüya değildi. Bir temsildi. Bizim gerçeğimizdi.
Sokaklar Bizim Evimizin Dış Kapısıdır
Evimizin içini nasıl temiz tutuyorsak, sokağı da öyle temiz tutmamız gerekir. Ama ne yazık ki sokak, çoğumuzun gözünde “başkasının sorumluluğunda” olan bir yer. “Nasıl olsa belediye toplar” cümlesi, hafızalarımızın en kirli rafında, çöplerin en ağırına denk geliyor.
Çöpü atan el ile çöpü görüp de ses çıkarmayan göz, aynı zincirin halkalarıdır. Birinin attığını diğeri onaylar, sessizlikle mühürler.
Oysa sokak, hepimizin ortak odasıdır. Ve bu odanın temizliği, yalnızca görevli ekiplerin değil, bizlerin de sorumluluğudur.
Çağrı ve Sorumluluk
Sokaklar şahsımıza ait çöp döküm alanları değildir. Bu cümleyi ezberleyelim. Çöplerimizi çöp kutularına atalım, dökenleri kibarca uyaralım.
Bu uyarılar, kavga etmek için değil; farkındalık yaratmak için yapılmalı. İnsanlar bazen yalnızca hatırlatılmaya ihtiyaç duyar. Bir bakış, bir söz, bir jest… Kimi zaman yerdeki kâğıdı eğilip almak, sayfalarca nutuktan daha etkilidir.
Gökyüzünden çöp yağmasını engelleyemeyiz belki, ama yerde biriken çöpleri azaltabiliriz. Çünkü bu şehir hepimizin… Ve gökyüzünden çöp değil, umut yağsın istiyorsak, işe yere attığımız o küçücük kâğıt parçasını yerden almakla başlamalıyız.





